Her hafta sonu olduğu gibi, takımımızın kötü giden günlerinde nasıl yalnız bırakmadıysak; bu hafta sonu da yine sevdalısı olduğumuz renkler ve değişmez arma aşkımızla, her Yeşil Beyazlı abi ve kardeşim gibi bizler de sevdalısı olduğumuz renklerin peşine düştük…
Şehirde birliktelik ve bütünlüğü sağlamış, önüne çıkan irili ufaklı birçok engeli ortadan kaldırmış bir yönetim kurulu…
Sahada, üzerimizde olmasını hep hayal ettiğimiz Yeşil Beyaz formalarla futbolcularımız…
Tribünlerde, havanın yağışlı olmasına aldırış etmeden yerlerini alan, “cefakâr” kelimesinin bile az kaldığı taraftarlarımız…
Buraya kadar her şey, merakla beklenen futbol şöleni için gayet doğal ve olması gereken niteliklerdi…
Saha içine gelince; bunları dile getirmek bir meziyet, sahadaki niceliği anlatmak ise koskocaman bir hiç…
Bir önceki yazımda, bu hafta sahada verilecek mücadele ve oyun anlayışının bizim için gerçek gösterge olacağını; saha içindeki kurgu ve oyun planı hakkında daha net konuşmamızı sağlayacağını söylemiştim…
BURSASPOR’umuz geriden oyun kurarken, bek oyuncuları klasik bir savunmacı çizgisinde kalmak yerine merkeze yaklaşarak birer “iç orta saha” gibi görev yaptılar. Bu durum, Ispartaspor’un merkezi kapatma çabasını boşa çıkarırken BURSASPOR’umuzun orta sahada sayısal üstünlük kurmasını sağladı.
Ispartaspor’un bu maçtaki temel stratejisi, BURSASPOR’umuzun teknik kapasitesi yüksek oyuncularına geniş alan bırakmamak üzerine kuruluydu. Bursaspor topa büyük oranda sahip olsa da, Ispartaspor’un bu katı savunma hattını delmekte zorlandığını gördük. Rakip ekip, savunma ve orta saha bloklarını birbirine çok yakın tutarak (yaklaşık 20–25 metre), BURSASPOR’un hatlar arasına top geçirmesini engelledi.
Savunmada bu kadar bekleyen ve alan daraltan bir rakibe karşı, hücum eden BURSASPOR’un “kilidi” açmak için saha içinde sizce neyi daha fazla yapması gerekirdi?
Sahaya biraz daha ruh koymalarını, hiç değilse bir an tribünlere bakıp “biz ne yapıyoruz” diye kendilerini sorgulamalarını beklerdim…
Defanstan gelişigüzel uzaklaştırılan ve çoğu rakibe giden toplar yerine, orta sahanın topu sürerek ön alanı taşımasını beklerdim…
Kenar çizgisine inip isabetsiz ve anlamsız ortalar yapmak yerine, beş-altı metre yanındaki oyuncuyu tercih etmelerini; yan pası alışkanlık hâline getirmek yerine ceza alanına dikine koşularla girmelerini beklerdim…
Bir an tribünlerde yükselen “Şut atsana BURSA!” tezahüratına kulak vermelerini ve rakip kaleyi şut bombardımanına tutmalarını beklerdim…
Her şeyi geçtim, maç sonrası teknik direktörümüzün maç öncesi öngörülerini sahada uygulamalarını beklerdim…
Nitekim maç sonu röportajında da kendisi bunu özellikle vurguladı:
“Birçok şut opsiyonumuz vardı, şut eksikliği yaşadık. Bir sürü şut imkânı varken hâlâ yan pas tercihi yapılıyor.”
Eğer Mustafa Hoca bunu dile getiriyorsa; ya hoca bunu takıma anlatamıyor ya da oyuncular sahada teknik direktörümüzün verdiği görevleri yerine getirmiyor demektir. Maç öncesi ya da antrenmanlarda hücum adına anlatılanların sahaya yansımadığını ve futbolcuların bu anlamda sınıfta kaldığını düşünüyorum.
Benim dikkatimi çeken bir diğer nokta ise; iç sahada muhteşem taraftarımızın itici gücüyle, rakibin dizlerinin bağını çözen tribün bütünlüğü sayesinde alınan galibiyetlerin bize yetiyor olması…
Deplasmanda ise “bir puan alırız yeter” anlayışıyla mücadele etmek, bence asıl zihniyet sorunudur ve bu durum bizler için sonun başlangıcı olabilir…
Tüm kalbimle yazıyorum: İnşallah bu benim yanılgımdır…
Son sözü yok ki bu aşkın bize…

Haberi Yorumla